Kamu İhale Kanunu 160 Kez Değiştirildi, Kaynaklar Yağmalandı
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TMMOB Ankara buluşmasında yaptığı konuşmada derinleşen ekonomik krize, muhalefete yönelik artan baskılara ve kayyum politikalarına değinerek iktidara karşı sert eleştirilerde bulundu.

Gökhan Günaydın TMMOB Genel Kurulu’nda Konuştu: Türkiye Tek Parti Devletine Teslim Olmayacak
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından Ankara’da gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda çarpıcı açıklamalara imza attı. Konuşmasında ülkenin içinde bulunduğu anti-demokratik atmosferi ve iktisadi buhranı sayısal verilerle ortaya koyan Günaydın; geniş tanımlı işsizlikten Kamu İhale Kanunu’ndaki rekor değişikliklere, Gezi davası tutuklularından belediyelere yönelik kayyum tehditlerine kadar gündemdeki pek çok kritik konuyu hedef aldı. “Sizden korkan sizden kötü olsun” diyerek iktidarın baskı politikalarına meydan okuyan Günaydın, Türkiye’nin rasyonel, bilimsel ve demokratik bir akılla yönetilmesi durumunda bu karanlık tablonun hızla dağıtılacağını vurguladı.
“MEMLEKETİN YÜZDE 90’I YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR”
Konuşmasında ekonomik verilere geniş yer ayıran Günaydın, Türkiye’nin dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olmakla övünmesine rağmen gelir adaletsizliğinde uçuruma sürüklendiğini ifade etti. Açlık sınırının 35 bin TL, yoksulluk sınırının ise 115 bin TL’ye ulaştığı güncel koşullarda 30 milyon insanın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini belirten CHP Grup Başkanvekili, nüfusun yüzde 90’ının yoksulluk sınırının altında kaldığına dikkat çekti. Ekonominin kötü yönetimi nedeniyle sanayide büyük bir göçün başladığını vurgulayan Günaydın, tekstil sektörünün Mısır’a, otomotiv yan sanayisinin ise Fas’a kaçtığını belirterek geniş tanımlı işsizliğin yüzde 31 ile tarihi bir rekor kırdığını ve 11 milyon 800 bin insanın gelirsizliğe mahkum edildiğini söyledi.
“KAMU İHALE KANUNU 160 KERE DEĞİŞTİRİLDİ”
Son çeyrek yüzyılda halktan vergi ve cezalarla toplamda 3,5 trilyon dolar gelir elde edildiğini ancak bunun sadece 600 milyar dolarının yatırıma ayrıldığının iddia edildiğini belirten Günaydın, ortada somut bir kamu yatırımının bulunmadığını savundu. Yap-işlet-devret modeliyle hayata geçirilen köprü ve yolların bugünün yanı sıra gelecekte çocukların ve torunların sırtına yüklenen birer borç kamburu olduğunu ifade eden Günaydın, “Kamu İhale Kanunu bu memlekette 160 kere değiştirildi. Yolsuzluğun, yağmanın başka türlü bir tarifi yapılabilir mi? Kişiye ve şirkete özel ihalelerle memleketin kaynakları yağmalandı” sözleriyle AKP dönemindeki ihale usulsüzlüklerine tepki gösterdi.
“TABAN OYLARI YÜZDE 20’NİN ALTINA DÜŞMÜŞ BİR CUMHUR İTTİFAKI VAR”
Siyasi baskıların arkasında iktidarın sandıktaki gerilemesi olduğunu öne süren Günaydın, 2010 ve 2017 referandumlarıyla inşa edilen tek parti devletinin artık sandıktan çıkamayacağını anladığını belirtti. Cumhur İttifakı’nın taban oylarının yüzde 20’nin altına gerilediğini iddia eden Günaydın, bu erime nedeniyle barış ve demokrasi güçlerine yönelik topyekün bir saldırı başlatıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı adaylarının hapsedilmesi, diplomalarının iptal edilmesi, muhalefet partilerinin iç işleyişine müdahale edilmesi ve CHP ile DEM Partili belediyelere kayyum atanma tehditlerinin tamamen Türkiye’nin demokrasi birikimini budamaya yönelik olduğunu aktardı.
“GEZİ BİZİM ONURUMUZDU, HEP BERABER GEZİDEYDİK”
Konuşmasının son bölümünde toplumsal direniş vurgusu yapan Günaydın, Gezi Parkı eylemlerinin sadece çevre hassasiyeti değil, “benden başka kimsenin sesi çıkmayacak” diyen ceberut anlayışa karşı onurlu bir duruş olduğunu ifade etti. Cezaevinde bulunan Can Atalay ve Tayfun Kahraman ile hayatını kaybeden gençlere selam gönderen Günaydın, Saraçhane eylemlerinde barikatları yıkan İstanbul Üniversitesi gençliğini de selamladı. TMMOB’un 1954’ten bu yana bağımsız yapısıyla devrimci ve yurtsever mücadelenin bayraktarlığını yaptığını hatırlatan Günaydın, bir siyasi partinin arka bahçesi olmadan yürütülen bu onurlu mücadelenin büyüyerek devam edeceğini sözlerine ekledi.
💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;
Gökhan Günaydın: Evet değerli dostlar, siyasal partilerimizin çok değerli temsilcileri, değerli arkadaşlarım, TMMOB’un ve Akademik Odalar Birliği’ne bağlı odalarımızın çok değerli başkanları, yöneticileri, Demokratik Kitle Örgütlerinin, sendikaların başkanları, sevgili dostlar… Sizlerle beraber bu karanlık gündemde birlikte olmanın bir güzel günaydını, bir dost günaydını birbirimize iletmenin içten mutluluğunu yaşadım. Bir an memleketin karanlığı aydınlandı sandım. Burada saçlarımızı beraber ağarttığımız, devrimci demokratik mücadeleyi yıllarca beraber verdiğimiz arkadaşları görmekten büyük mutluluk duydum. Şairin dediği gibi; uzun zamandır görmedik birbirimizi ama gözlerinizden, gözlerinizden öpüyorum. Merhaba dostlar!
İçinde yaşadığımız ortamı tanımlamak gerekli mi bilmiyorum ama burada bu ülkenin devrimci, yurtsever, demokrat birikimi var. Türkiye’nin bilimle yönetilmesini, akılla yönetilmesini, Türkiye’nin barışla, demokrasiyle yönetilmesini savunan insanlar bugün Ankara’da toplanmış. Eğer bu memleket bu salonun ve bu salonun yoldaşlarının sözleriyle yönetilebiliyor olsaydı, o tarihsel birikimimize uygun bir ülkede hepimiz keyifle, mutlulukla, yaşam sevinciyle yaşayabilirdik.
Ama bunun yerine ceberut bir tek parti devletinin, yoksulluğun, eğitimsizliğin ve elbette cahil cesaretinin esir aldığı bir ülkeye çevirdiler burayı. Birkaç rakamı vermeden buradan inemem. Çünkü mühendislik kanımıza işlemiş. Arkadaşlar, dünyanın 20 büyük ekonomisi arasında olmakla övünen bir memleket burası. Yanlış mı? Ürettiği gayri safi yurt içi hasıla itibarıyla bakarsanız evet, gerçekten öyle. Ama başka bir taraftan bakarsanız; açlık sınırının 35.000 TL, yoksulluk sınırının 115.000 TL olduğu bu memlekette 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor. Memleketin yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. İşte böyle bir ülkedeyiz.
Peki nasıl üretildi, nasıl yaratıldı bu düzen? Evet, son çeyrek yüzyılda 3,5 trilyon dolar gelir topladılar. Hepimizden vergi aldılar, hepimize ceza yazdılar. Özelleştirme adı altında memleketi talan ettiler, peşkeş çektiler. 3,5 trilyon dolar gelir elde ettiler. Bize diyorlar ki bunun 600 milyar dolarını yatırıma hasrettik. Bakın etrafınıza, kamu kaynaklarıyla yapılmış bir yatırım görüyor musunuz? Yap-işlet-devret modeliyle yaptıkları ve cahilce övündükleri yollar, köprüler aslında hem bugün hem de gelecekte sadece bizim değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın da üzerine bir yük olarak yüklenmiş durumda. Dolayısıyla bu memleketin her türlü kaynağı yağmalandı. Şunu ifade edeyim dostlar; Kamu İhale Kanunu 160 kere değiştirildi bu memlekette. Yolsuzluğun, yağmanın başka türlü bir tarifi yapılabilir mi? İnsana, şirkete, kişiye özel ihalelerle bu memleketteki bütün kaynaklar yağmalandı.
An itibarıyla 8 yıldır süresiz devam eden büyük iktisadi kriz altında adeta memleket can çekişiyor. Türkiye’nin en geleneksel sektörü, tekstil sektörü artık Mısır’a kaçmış. Tokat’ta Şık Makas işçilerinin ücretini ödemeyen patron, gidiyor Mısır’a fabrikasını taşıyor. 1 milyon dolara o fabrikayı oraya taşıyor ama buradaki işçinin ücretini ödemiyor. Türkiye’de otomotiv yan sanayisi Fas’a göç etmiş durumda. Dolayısıyla sanayi, tarım, hizmetler hep beraber sömürünün ana kaynağı haline gelmiş. Geniş tanımlı işsizlik tarihi bir rekor kırıyor, yüzde 31’e ulaşmış. Bu memlekette 11 milyon 800 bin insan geniş tanımlı işsizlik adı altında aslında yoksulluğun pençesine, gelirsizliğin pençesine düşmüş durumda.
Bunun kader olmadığını biliyoruz. Bu büyük ekonominin akılla ve doğru yönetilmesi durumunda çok daha iyi sonuçlar alabileceğimizi biliyoruz. Ve ülkeyi bu hale getirenlerin aslında toplumda da hiçbir karşılığının kalmadığını biliyoruz. 20 küsur yıldır sevgili başkanımızın da ifade ettiği gibi, özellikle 2010 ve 2017 referandumlarıyla memlekette tek parti devletini kuranlar ama bir taraftan da sandığı işaret edenler, artık sandıktan çıkamayacaklarını görüyorlar. Taban oyları yüzde 20’nin altına düşmüş bir Cumhur İttifakı’nın bütün ceberutluğuyla Türkiye’de barış ve demokrasi güçlerine topyekün saldırısını hep beraber görüyoruz. İnsanlara diyorlar ki: “İfade özgürlüğün yoktur.” Bize diyorlar ki: “Seni daha fazla mecliste konuşturmayacağız, seni adaysız bırakacağız, seni kurumsuz bırakacağız, seni lidersiz bırakacağız, Türkiye’yi siyasetsiz bırakacağız.” Tehditler ardı ardına kesilmiyor. Ben de buradan söylüyorum, hepinizin huzurunda söylüyorum: Demokrasi ve barış uğruna ne fedakarlıkta bulunmak gerekiyorsa hepsinde bulunacağız. Sizden korkan sizden kötü olsun! Sizden korkan sizden kötü olsun!
Değerli arkadaşlar, iş öyle bir noktaya gelmiş ki, kendisini yenecek cumhurbaşkanı adayını hapse atıyor. Cumhurbaşkanı adayının 35 yıl evvelki diplomasını iptal ediyor. Yetinmiyor, muhalefet partilerini kimin yöneteceğine o karar veriyor. Miting yapıp yapmayacağımıza, hangi ilde dolaşıp dolaşmayacağımıza o karar vermeye yelteniyor. Türkiye’de DEM’e yapılanlar, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılanlar yalnızca adı geçen siyasal partilere yapılanlar değildir. Bu yapılanların tamamı Türkiye’nin demokrasi birikimini tümüyle biçmeye yönelik işlerdir. Ve burada çok açık bir şey söyleyeceğim. Eğer siz Amerika’nın Türkiye büyükelçisini aynı zamanda Suriye’ye ve Irak’a adeta olağanüstü hal bölge valisi gibi gönderirseniz, o da gözünüzün içine baka baka “Bu coğrafyalarda demokrasiye gerek yok, hayırsever monarşileri inşa etmek lazımdır” derse, o zaman bunu Cumhuriyet Halk Partisi’ne atanan mutasarrıflar arasındaki bir çatışma olarak göremezsiniz. Çünkü Türkiye’de yüzü batıya yönelik, çağdaş, demokratik, laik bir iktidar istemiyorlar. Halka dayalı bir iktidar istemiyorlar. Onun yerine adeta esir alınmış, her dediklerini yapacak bir tek adam rejimini çok daha fazla kurumsallaştırmak istiyorlar. Şunu ifade edeyim; Türkiye’de demokrasi birikimini biçmeye kimsenin gücü yetmeyecek.
Sevgili dostlar, benden evvel konuşan başkanımız ifade etti. Gezi bizim onurumuzdu, hep beraber Gezi’deydik. O Gezi’ye çıkan isyan evet, yalnızca bir ağaca değil, sadece ekosisteme yönelik saldırılara değil; Türkiye’de “Benden başka kimsenin sesi çıkmayacak” diyen ceberut anlayışa yönelikti. Bu çerçevede ben de sevgili Can Atalay’a, sevgili Tayfun Kahraman’a, hayatlarını kaybeden çocuklarımıza, gözlerinden vurulan çocuklarımıza selam olsun diyorum. Selam olsun!
Seçilmiş, partimizin seçilmiş cumhurbaşkanı adayının tutuklandığı gün Saraçhane’de miting ilan ettiğimiz zaman etrafımıza baktık. Etrafımızda 35 bin kişi vardı, bütün yollar kapatılmıştı. Metro seferleri, gemi seferleri durdurulmuştu. Tarihi Yarımada’ya çıkmak adeta imkansız hale gelmişti. Ve biz de gelecekleri, gelmesi gerekenleri umutla ve dört gözle bekliyorduk. İşte orada, benim de mezun olduğum İstanbul Üniversitesi’nin gençleri barikatları yıktılar ve geldiler. O gençlere, o birikimlere selam olsun! Selam olsun!
Bugün de barışa, demokrasiye ve kendilerini yenebilecek her şeye düşmanlar. Cumhuriyet Halk Partisi’ni dağıtmak istiyorlar, bölmek istiyorlar. CHP’nin bütün yürütücülerini, önderlerini içeriye almak istiyorlar. Bunu yandaş kanallarda açık açık ifade ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve DEM’in belediyelerine kayyum atamak istiyorlar. Bir komisyon kuruldu; barış için, demokrasi için bir komisyon kuruldu. O komisyonda alınan kararlar ve yazılan raporlar hayata geçirilmedi. O raporların hayata geçirilmesini zamana yayıyorlar. Böylece muhalefeti de teslim almak istiyorlar. Şunu çok açık söyleyeyim; bu memleket 13 milyonla kuruldu, bugün 86 milyonla gidiyor. Büyük bir öfke var içimizde. O öfkeyi kine ve nefrete dönüştürmek de mümkündür, o öfkeyi umuda ve geleceğe dönüştürmek de mümkündür. Bizler akılla, bilimle ve rasyonaliteyle o öfkeyi umuda döndürecek olan önderleriz. Sizler meslek kuruluşlarının temsilcileri olarak, önderleri olarak, yurtsever aydınlar olarak bu memleketteki siyasi mücadeleyi bugüne kadar hep beraber yürüttük, bundan sonra da yürüteceğiz. Şairin dediği gibi; “Umuduna bin kurşun sıkılsa da bugün umuduna kurşun işlemez gülüm.” Evet, umudumuza bin kurşun sıktılar ama biz umudu dün yaşattık, bugün ve yarın da yaşatacağız. Türkiye bir müstemleke olmayacak. Türkiye tek parti devletine teslim olmayacak, olmayacak!
Sevgili dostlar, başlangıçta da ifade ettiğim gibi TMMOB ailesinin bir parçası olmaktan büyük onur duyuyorum. Yaşamımızda, kişiliğimizin şekillenmesinde büyük katkısı oldu bu büyük camianın. Dostlarimizi her zaman yanımızda gördük. Türkiye’de gittiğimiz hiçbir ilde yabancı kalmadık, bize açılan bir kapı hep oldu. TMMOB, 1954’ten bu yana barışın, demokrasinin, devrimci yurtsever mücadelenin bayraktarı oldu. O bayraktarlığı bütün meslek kuruluşlarıyla beraber yapacağız. Ben bir siyasal parti temsilcisi olarak diyorum ki; başkanın söylediği gibi, bir siyasal partinin arka bahçesi olmadı bugüne kadar TMMOB, zaten olmasın. Hep beraber bu mücadeleyi onurla vermeye devam edelim. Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.



